Gebelik

hamilelikte laboratuvar testleri

Hamilelikte Laboratuvar Testleri Nelerdir?

Sağlıklı bir gebelik döneminin geçirilmesi ve aynı zamanda hamilelikte olası sorunların erken dönemde tespit edilebilmesi için bazı tetkiklerin yapılması gerekiyor. Gebelikte yapılan laboratuvar testlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

Gebelik Testi

Adet gecikmesi yaşayan kadınlar idrar numunesi ile evde gebelik testi yapabilir. Pozitif sonuç genellikle doğrudur ancak negatif sonuç vermesi durumunda bir süre sonra testi tekrarlamakta fayda var.

Kanda Gebelik Testi

Kandaki beta hCG hormon seviyesinin ölçüldüğü kanda gebelik testi, sonucu en güvenilir olan hamilelik testidir. Az miktarda kan numunesi alınarak gerçekleştirilen bu test sonucunda kaç haftalık hamile olduğunuz da anlaşılabilir.

Ultrasonografi

Adet gecikmesinin üzerinden belirli bir süre geçtikten sonra yapılan ultrason görüntülemesi ile gebelik kesesinin görünmesi hedeflenir. Hamileliğin erken dönemlerinde ultrason görüntülemesinin yapılması oldukça önemlidir. Dış gebelik gibi risklerin değerlendirilmesini de sağlar.

Kan Sayımı

Hamilelik tespit edildiğinde kan sayımı testi yapılır ve böylelikle kansızlık, iltihap ya da pıhtılaşma sorunları gibi problemlerin mevcudiyeti araştırılır. Şayet bir sorun tespit edilirse bu durumda ileri tetkiklerin yapılması gerekir.

Kan Grubu ve RH Faktör Tayini

kan grubu

Anne ve baba adayının kan gruplarının bilinmesi gerekir. Bunun nedeni ise olası kan uyuşmazlığı sorunudur. Kan uyuşmazlığı mevcudiyetinde gerekli müdahalenin doğru zamanda yapılması gerekir.

İdrar Tetkiki

İdrar testi ile enfeksiyon, kanama gibi sıkıntıların tespit edilebildiğini belirtelim. Aynı zamanda taş, kum ya da tümör gibi sıkıntılara dair şüphelerin de belirlenmesi mümkün oluyor. Bilindiği gibi enfeksiyonun olası en erken dönemde tedavi edilmesi oldukça önemlidir. Zira gebelikte enfeksiyon sorunu kısa zaman içerisinde böbreklere ilerleyebilir ve bu da erken doğum riskini beraberinde getirir.

Açlık Kan Şekeri

Gebelik döneminde şeker hastalığı çok daha fazla önem taşıyor. Bu hastalığın tespit edilebilmesi için de açlık kan şekeri ölçümü yapılır. Şayet 107 mg üzerindeyse bu durumda şeker yükleme testinin gerçekleştirilmesi gerekir.

Karaciğer ve Böbrek Testleri

Karaciğer ve böbreklerin incelenebilmesi için de kan alınarak laboratuvarda araştırılması gerekiyor. Bu test ile ALT, AST, bilurubin, GGT, üre, ürik asit ve kreatinin seviyelerine bakılır.

TORCH Testi

Bu test vücudun toxoplazma, rubella, sitomegalovirus ve herpes enfeksiyonlarına karşı ne oranda dirençli olduğunun belirlenmesi için gerçekleştirilir. Bu hastalıklar maalesef gebeliklerde bebeklerde anomali olma riskini de ortaya çıkarıyor.

Hepatit Testi (HBsAg, Anti HBs)

Anne adaylarında gebelik öncesinde hepatit mikrobu ile karşılaşılıp karşılaşılmadığını anlamak amacıyla söz konusu analiz gerçekleştirilir. Kimi zaman doğumdan hemen sonra bebeğe aşı yapılması gerekebilir ve bu nedenle söz konusu testin gebelik döneminde yapılması oldukça önemlidir.

AIDS Testi (Anti HIV)

Bu test her anne adayına yapılmaz. Sadece şüpheli bir durumda gerçekleştirilir ve anne adayında AIDS olup olmadığı belirlenir.

İkili Tarama Testi

Öncelikle bu testin doğruluk oranının % 90’ın da üzerinde olduğunu belirtelim. Hamileliğin 11 ile 14. Haftası arasında yapılır. Anne karnındaki bebeğin sonografide ense kalınlığının ölçülmesini içerir. Aynı zamanda anne kanında B-HCG ve PAPP-A adlı protein değerine bakılır. Sonuçlar bir arada değerlendirilir ve şayet yüksek bir risk söz konusu olursa amniyosentez işlemi gerçekleştirilir.

Üçlü Tarama Testi

Hamilelik döneminde yapılan en önemli testlerden biri üçlü tarama testidir. Bu testin gerçekleştirilmesindeki amaç ise bebekte Down Sendromu, Nöral Tüp Defekti ve Trizomi 18 gibi kromozomal hastalıların olup olmadığının araştırılmasıdır. Test kapsamında kandaki HCG, Östrojen ve AFP hormon düzeylerine de bakılır. Bu değerlendirmede anne adayının yaşı ve gebelik haftası da göz önünde bulundurulur.

Bilgi sahibi olun –> Yüksek Riskli Gebelikler

Amniosentez

Amniyosentez testinde bebeğin anne karnında içinde bulunduğu sıvıdan bir miktar alınır. Bu işlem anne adayına ya da bebeğe hiçbir zarar vermez. Bu nedenle gönül rahatlığı ile yaptırılabilir. Alınan sıvı numunesinden bebeğe ait olan hücreler incelenir. Bu sayede bebekte bir anomali olup olmadığının anlaşılması sağlanır. % 100’e yakın bir başarıya sahip olan testler arasında yer aldığını da belirtebiliriz.

İlginizi çekebilir –> Prenatal Vitaminler

Doppler Ultrasonografi

Özel bir sonografi yöntemi olan bu test bebeğin genel sağlık durumu hakkında önemli veriler elde edilmesini sağlar. Doppler ultrasonografinin mutlaka her anne adayına yapılması gerekmez. Sadece gerekli görüldüğünde uygulanan bir testtir. Hamilelikte uygulanan laboratuvar testleriyle ilgili tüm sorularınızı yorum bölümüne yazabilirsiniz.

Göz atın –> Ultrason Nedir

 

Gebelerde covid enfeksiyonu

Gebelerde Covid-19 Enfeksiyonu

Covid-19 anne adaylarının bebeklerinin sağlığı ile alakalı olarak endişe yaşamasına da neden oluyor. Bebeklerinin bu virüsten zarar görüp görmeyeceği, gebelerde tanı yöntemlerinin neler olduğu gibi pek çok konunun merak edildiğini söyleyebiliriz. Bu sorulara ve çok daha fazlasına açıklık getireceğiz. Öncelikle gebelerde bu enfeksiyonun belirtilerinin neler olduğunu gözden geçirelim.

Gebelerde Covid-19 Enfeksiyonu Klinik Belirtileri Nelerdir?

Öncelikle belirtiler ortaya çıktığında zaman kaybetmeden test yaptırmak gerektiğini belirtelim. Anne adaylarında Covid-19 enfeksiyonu durumunda ortaya çıkan hafif semptomlar şöyledir:

  • Ateş
  • Öksürük
  • Boğaz ağrısı
  • Yorgunluk
  • Kas ağrısı

Kimi zaman daha ağır semptomlar da olabiliyor. Ağır semptomlar da şöyledir:

  • Pnömoni
  • Akut respiratuar distress sendromu
  • Böbrek yetmezliği
  • Çoklu organ yetmezliği

Gebelerde Covid-19 Enfeksiyonu Gebe Olmayan Hastalarla Karşılaştırıldığında Semptomların Varlığı ve Şiddetinde Farklılık Var Mıdır?

Koronavirüs enfeksiyonu semptomlarının hamile olanlar ile olmayanlar kıyaslandığında çok farklılık göstermediğini söyleyebiliriz. Ayrıca bu enfeksiyonun sadece anne adaylarına özgü belirtileri de bulunmuyor. Sadece basit farklılıklardan söz edilebilir. Yapılan incelemelerde virüsü kapmış olan ve doğum için sağlık kuruluşuna başvuran anne adaylarının yaklaşık % 88’inin asemptomatik olduğu ortaya çıktı. Geri kalan % 12’lik dilim ise semptomatiktir.

Aslında anne adayları gebelik döneminde solunum yolu enfeksiyonlarına daha yatkındır. Ancak Covid-19 tablosuna bakıldığında solunum yolu sıkıntıları konusunda normal popülasyondan büyük bir farklılık görünmüyor. Anne adaylarının % 86’sında semptomlar hafif olurken hamile olmayan kişilerde hafif semptomlar gözlemlenen kişi oranı yine % 80 dolaylarındadır.

Gebelerde Tanı Yöntemleri Nelerdir?

Gebelerde söz konusu virüsün mevcut olup olmadığının tespiti için farklı bir tanı yöntemi uygulanması gerekmiyor. Anne adaylarında nazal ya da orofaringeal bölgelerden alınan sürüntü yardımı ile tanı konabilir. Revers transkriptaz polimeraz zincir reaksiyonu ile anne adaylarının virüsü kapıp kapmadığı anlaşılabiliyor. Sadece ender durumlarda kesin tanı konabilmesi için akciğer incelemesine gereksinim duyulur. Bunun dışında her birey için uygulanan tanı yöntemleri ile anne adaylarına da tanı konması mümkün oluyor.

Gebelerde RT-PCR Dışında Tanı Yöntemleri Mevcut Mudur?

Hamilelerde pcr testi

RT-PCR dışında daha farklı tanı yöntemleri de kullanılabiliyor. ELISA ya da IgM/IgG testleri bunun en yaygın örnekleridir. Aynı zamanda hızlı antikor testleri de uygulanabilir. Çoğu zaman PCR testleri yeterli olsa da kimi zaman ek olarak bu testlerin de yapılması gerekebiliyor.

Covid 19 Olan Gebelerde Düşük Ve Erken Gebelik Kaybı Riskinde Artış Var Mıdır?

Oldukça yeni bir virüs olması nedeniyle Covid-19 ile ilgili verileri de kısıtlıdır. Bu virüsün anne adaylarında erken gebelik kaybına ya da düşüğe neden olduğu yönünde bir bulgu yok. Ancak virüsün uzun vadedeki etkileri henüz tam olarak bilinmiyor. Dolayısıyla sadece mevcut veriler ile bu ve benzeri konularda bir yorumlama yapılabiliyor.

Covid 19’lu Bir Gebede Travay Sırasında Fetal Takip Açısından Diğer Gebeliklere Göre Bir Farklılık Var Mıdır?

Travay sırasında fetal distresin daha fazla oranda görüldüğünü söyleyebiliriz. Eğer anne adayları vajinal doğum yapmayı planlıyorsa bu durumda elektronik fetal monitorizasyonun daimi olarak yapılması gerekecektir. Böylelikle kontrollü bir şekilde doğumun gerçekleştirilmesi sağanabilir.

Vajinal Doğum Planlanan Covid 19’lu Gebelerde Epidural Analjezi Uygulanabilir Mi?

Eğer anne adaylarında epidural analjeziye kontraendike olan bir durum yoksa Covid-19 pozitif olan anne adaylarına epidural analjezi uygulanabildiğini söyleyebiliriz.

Doğum İçin Başvuran Her Gebeye Covid 19 Testi Yapılmalı Mıdır?

her hamileye covid testi yapılmalı mı

Avrupa ülkelerinde doğum için başvuran her anne adayına test yapılmıyor. ABD’de ise sadece bazı eyaletlerde test yapılıyor. Ülkemizde ise anne adayında semptomlar yoksa ve temaslı da değilse test yapılmasına gerek duyulmuyor.

Covid-19 Olan Gebelerde Ayırıcı Tanıda Neler Düşünülmelidir?

İnfluenza, parainfluenza, respiratuar sinsityal virus, adenovirus gibi çeşitli viral pnömanilerin dikkate alınması gerekir. Ayrıca mycoplasma pneumoniae ve pneumocystis jirovecii gibi atipik pnömoni etkenleri de dikkate alınmalıdır. Akciğer incelemesinden elde edilen bulgular da göz önünde bulundurulabilir.

İlginizi çekebilir –> Dörtlü Tarama Testi

Covid-19 Pozitif Olan Gebelerde Fetusa Vertikal Geçiş Var Mıdır?

Bu konuda da çok sayıda inceleme yapıldı ve son verilere göre fetusa vertikal geçiş bulunmuyor.

Göz atın –> Gebelikte Toksoplazma Belirtileri

Gebeler Covid-19 Aşısı Olabilir mi?

Anne adayları da gebeliğin 12 haftasından sonra aşı olabilir. Daha erken dönemde aşı olunması durumunda da bir soruna rastlanmadı. Bu konuda sorularınızı yorum bölümüne yazabilirsiniz.

Bilgi sahibi olun –> Ultrason Nedir

 

Ultrason

Ultrason Nedir? Nasıl Çekilir? Ne İşe Yarar?

Ultrason ses dalgalarının yardımı ile kullanılabilen görüntüleme yöntemlerinden biridir. İç organların ya da dokuların görüntülenmesi, olası problemlerin tespit edilmesi amacıyla kullanılan bu görüntüleme yönteminden gebelik takibinde de sıklıkla faydalanılıyor. Ultrasonda X ışınlarının kullanılmadığını ve bu görüntüleme yönteminin sağlığa herhangi bir zararının olmadığını da belirtmeliyiz. Ultrasonun nerelerde kullanıldığını, çeşitlerinin neler olduğunu ve benzer konuları da ele alacağız. Öncesinde nasıl çekildiği sorusunun yanıtını aktaralım.

Ultrason Nasıl Çekilir?

Bu işlemde özel olarak tasarlanan bir cihaz kullanılıyor. Cihaza monte edilmiş olan özel aparat, görüntülemek istenen bölgeye doğrudan temas ediyor. Cilde doğrudan temas eden aparat prob olarak adlandırılır. Diğer parçanın ise ses dalgalarını görüntüye dönüştürme özelliği bulunur. Bu görüntü de ultrason cihazı tarafından monitöre yansıtılır. Görüntüleme öncesinde prob bölümünün vücutta temas edeceği yere özel jel sürülür. Bu jel de cilde ya da sağlığa zararı olan bir madde değildir. Bu arada monitörün görüntüyü gerçek zamanlı olarak aktardığını da belirtmek gerekir.

Ultrason Nerelerde Kullanılır?

Çoğunlukla gebelik takibinde ultrason ile görüntüleme ön plana çıkıyor. Ancak bu yöntem tıbben çok sayıda farklı alanda da kullanılıyor. Özellikle endoskopi yöntemi ile erişiminin mümkün olmadığı vücut bölgelerinde, organlarda, lezyon ve dokuların incelenmesi gerektiğinde ultrasonun devreye girdiğini söyleyebiliriz. Karın boşluğunda bulunan organların genel hatlarının incelenmesi ya da meme taramasının yapılması gibi amaçlarla da ultrasondan faydalanılıyor. Ultrasondan sıklıkla faydalanılan alanlara şu örnekler verilebilir:

  • Gebeliklerde bebeğin sağlık durumunun gözden geçirilmesi
  • Enfeksiyonların belirlenmesi
  • Kalbin çalışma düzeninin incelenmesi
  • Safra kesesi taşlarının tespit edilmesi
  • Tiroit bezi hastalıklarının incelenmesi
  • Kas hastalıklarının gözden geçirilmesi
  • Meme ya da benzeri dokularda tümör mevcudiyetinin değerlendirilmesi
  • Prostat ya da genital bölge hastalıklarının araştırılması
  • Kist ya da biyopsi tedavilerinde uygulanan girişimlerin görüntülenmesi

Elbette ultrasonun tercih edildiği amaçlar sadece yukarıda sıraladıklarımızdan ibaret değildir. Gerekli görülen her alanda bu görüntüleme tetkiki tercih edilebilir.

4 Boyutlu Ultrason Nedir?

3 boyutlu olan ultrasonun tek kare fotoğraf şeklinde değil, hareketli bir görüntü şeklinde olması 4D ya da 4 boyutlu ultrason olarak adlandırılıyor. Yapılan işlem ile 4 boyutlu ultrasonun da elde edilebildiğini söyleyebiliriz. Bu yöntemin hamilelikte büyük bir önem taşıdığını da belirtmeliyiz. Anne karnındaki bebekte anomalilerin olması durumunda bu yöntemle tespit edilmesi mümkün olabiliyor. Bebeğin cinsiyetinin erken dönemde öğrenilmesinde de bu yöntem devreye girebiliyor. Fetal kalp hareketleri ve fetal davranışların tespit edilmesi, yüz deformitelerinin belirlenmesi işlemlerinde de 4D ultrason kullanıldığını söyleyebiliriz.

Ultrason Çeşitleri Nelerdir?

Sıklıkla kullanılan ultrason çeşitlerini şu şekilde sıralamak mümkün:

  • Pelvik Ultrasonografi

Hem hamileliğin ilerleyen dönemlerinde hem de rahim ve yumurtalıkların değerlendirilmesi gerektiğinde tercih edilen bir yöntemdir. İdrara sıkışık bir durumda ultrason görüntülemesi gerekebilir. Kısa sürede tamamlanan bir işlemdir.

  • Abdominal Ultrasonografi

Bu yöntem farklı tekniklerle uygulanabiliyor. Safra kesesi, böbrek, mide, bağırsak, prostat, karaciğer gibi organların görüntülenmesi gerektiğinde tercih edilen yöntem, hamilelik döneminde de devreye girebiliyor.

  • Transvajinal Ultrasonografi

Çoğunlukla kadın üreme organlarının durumunun incelenmesinde tercih edilen bir ultrasonografi yöntemidir. Bu işlemde prob vajina içerisine yerleştirilir ve bu sayede daha net bir görüntü alma imkanı doğar.

Gebelerde Ultrason Kaçıncı Haftada Yapılmalıdır?

gebelikte ultrason

Öncelikle sağlıklı bir gebelikten söz edebilmek için gebelik testinin pozitif çıkması yeterli değildir. Uygun gebelik haftasında yapılan ultrason ile gebelik kesesinin görünebilmesi gerekiyor. Bu nedenle hamileliğin erken dönemlerinde söz konusu görüntüleme yönteminden faydalanılır. Rutin gebelik kontrollerinde de yine bu görüntüleme yönteminin devreye girebildiğini belirtmeliyiz. Anne karnındaki bebeğin gelişiminin değerlendirilmesi için belirli periyotlarla söz konusu metodun uygulanması gerekebiliyor.

Bilgi sahibi olun –> Yüksek Riskli Gebelik

Gebelikte Renkli Ultrason Gerekli Mi?

Renkli doppler yani toplumda bilinen adıyla renkli ultrason anne karnındaki bebeğin kan damarlarında ve kalbinde mevcut olan kan akımının görüntülenmesini sağlar. Bu nedenle bebeğin sağlığına dair önemli bilgiler almaya da olanak tanır. Ayrıca renkli ultrasonun aşağıdaki durumlarda da tercih edilebileceğini belirtmeliyiz.

  • Rahim içinde gelişim geriliklerinin tespit edilmesi
  • Bebeklerde olası anomalilerin belirlenmesi
  • Çoğul gebeliklerde bebeklerdeki gelişimin eşit olup olmadığının belirlenmesi
  • Kalp ritmi bozukluklarının tespit edilmesi
  • Gebelikte preeklampsi, eklampsi ve hellp gibi çeşitli durumların tespit edilebilmesi

Bu konuda sorularınızı yorum bölümüne yazabilirsiniz.

Bilgi sahibi olun –> Detaylı Ultrason

plasenta previa

Plasenta Previa Nedir? Neden Oluşur? Tedavisi Nasıldır?

Plasenta previa gebeliklerde plasentanın rahim ağzını kısmen ya da tamamen kapatacak şekilde konumlanmasıdır. Plasenta hamileliklerde bebeğin sağlıklı bir gelişim sürdürmesi adına önemlidir. Bebeğe oksijen ve besin taşıyan plasentanın rahmin kenarında ya da üst kısmında yer alması beklenir. Şayet olması gereken yerde değilse doğumla ilgili çeşitli sıkıntılar yaşanabilir. Bu durumda ne gibi risklerin ortaya çıktığından söz etmeden önce nedenlerini ele alalım.

Plasenta Previa’nın Nedenleri Nelerdir?

Hamileliklerde neden plasenta previa durumunun meydana geldiği net bir biçimde bilinmiyor. Bu konuda sadece bazı risk faktörlerinden söz edebiliriz. Bu risk faktörlerini de şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Daha önceki doğumun sezaryenle gerçekleşmiş olması
  • Gebelikten önce rahmi etkileyen bir ameliyat geçirmek
  • Çoklu gebelikler
  • Önceki gebeliklerde de plasenta previanın mevcudiyeti
  • Kadının yaşının 35 üzerinde olması
  • Tütün ürünleri kullanımı

Bu risk faktörlerinin mevcut olmadığı durumlarda da söz konusu durumun ortaya çıkabildiğini söyleyebiliriz.

Plasenta Previa’nın Riskleri Nelerdir?

plasenta previa riskleri nedir

Maalesef plasenta previa nedeniyle çeşitli riskler ortaya çıkar. Bunlar arasında en fazla üzerinde durulması gereken kanama riskidir. Kanama nedeniyle erken doğum olasılığı da güçlenir. Şayet kanama başlarsa derhal sezaryenle doğumun gerçekleştirilmesi gerekir. Bir diğer risk de plasentanın rahim duvarına yapışmasıdır ve bu tablo ortaya çıkarsa her kadında olmasa da bazı hastalarda doğumun ardından rahmin alınması da gerekebilir. Kanama nedeniyle kansızlık ortaya çıkabilir. Ayrıca plasentanın yeri nedeniyle bebeğin anne karnındaki pozisyonu da etkilenebilir.

Plasenta Previa Olduğunu Nasıl Anlarım?

Gebeliklerde plasenta previa herhangi bir belirti göstermez ve anne adayında da şikayetlere yol açmaz. Bu nedenle anne adaylarının durumu kendi kendilerini anlaması da olanaksızdır. Gebelik takibini yapan kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından tespit edilebilen bir durumdur. İlk trimester döneminde ultrason muayenesi ile kolaylıkla tespit edilebildiğini söyleyebiliriz. Sadece bazı anne adaylarında tanı için transvajinal ultrason yapılması gerekebiliyor.

Plasenta Previa Belirtileri Nelerdir?

Az önce de söz ettiğimiz gibi plasenta previa ağrı, sızı gibi çeşitli belirtiler gösteren bir durum değildir. Anne adayında herhangi bir şikayete yol açmaz. Belirti olarak söz edebileceğimiz tek unsur kanamadır. Kanama durumunda da anne adaylarının mutlaka doktoruna bilgi vermesi gerekir. Elbette bu sorunun mevcut olduğu her gebelikte mutlaka kanama olacağı düşünülmemelidir.

Plasenta Previa Ağrı Yapar Mı?

Çoğunlukla bu durum ağrıya neden olmaz. Sadece ender durumlarda bazı anne adayları karnının alt kısmında ara ara hafif ağrı olduğundan söz eder. Yine az sayıda anne adayının şikayetlerinden biri de cinsel ilişki sonrasında ağrı olmasıdır. Ancak genel olarak bakıldığında çok sayıda kişide ağrı şikayetinin olmadığını söyleyebiliriz.

Plasenta Previa Ameliyatı Var Mı?

Gebelikte plasenta previa sorununu gidermeye yönelik bir cerrahi müdahalenin olmadığını söyleyebiliriz. Plasentanın uygulanan bir ameliyat ile olması gereken yere taşınması mümkün olmaz. Dolayısıyla böyle bir ameliyatın olduğundan söz edemeyiz. Bu nedenle vajinal doğum yerine sezaryenle doğumun tercih edilmesi gerekiyor. Bazı anne adaylarında plasenta rahmin sadece küçük bir kısmını kapatıyor. Doktorunuz tarafından bu durum değerlendirmeye alınır ve vajinal doğum yapıp yapamayacağınız konusunda bilgi aktarılır.

İlginizi çekebilir –> Gebelikte Troid Problemi

Plasenta Previa Kanama Yapar Mı?

plasenta previa kanama yapar mı

Kanamaya yol açabilen bir sorun olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu kanama kimi zaman sadece hafif lekelenme şeklinde de olabiliyor. Erken dönemde kanama olması durumunda kanamayı durdurmaya yönelik bazı tedavilerin gerçekleştirilmesi de gerekebilir. Anne adaylarına doğuma kadar cinsel ilişki yasağı konabilir. Bununla birlikte olabildiğince dinlenmeye daha fazla zaman ayrılması da gerekebilir. Bu konuda mutlaka doktorun öneri ve uyarılarının anne adayı tarafından dikkate alınması gerekiyor.

Göz atın –> Gebelikte Toksoplazma

Plasenta Previa Marginalis Ne Demek?

Öncelikle plasenta previa durumunun 3 farklı grupta ele alındığını söyleyebiliriz. Bu grupları ise şu şekilde açıklayalım:

  • Komplet Previa

Plasentanın rahim ağzının tamamı kapatacak şekilde konumlanmış olması komplet previa olarak adlandırılıyor. Bu durumda doğumun kesinlikle normal olarak değil sezaryen ile gerçekleştirilmesi lazım…

  • Parsiyel Previa

Parsiyel previa ise plasentanın rahmin sadece bir bölümünü kapatmış olması durumudur.

  • Marjinal Previa

Marginalis previa ise plasentanın rahmin bir bölümüne kadar uzanmış bir biçimde konumlanmış olmasıdır. Rahim ağzı bebeğin eşi tarafından tamamen kapatılmış olmaz. Plasentanın rahimdeki yerleşimine dair sorularınızı yorum bölümüne yazabilirsiniz.

Bilgi sahibi olun –> Amniyon Kesesi

 

down sendromu nedir

Down Sendromu Nedir? Belirtileri ve Çeşitleri

Down sendromu dünyada 6 milyon kişinin yaşadığı sorunlardan biridir. Türkiye’de ise bilinen 70 bin kişi bu probleme sahip. Bu sendrom ‘Trizomi 21’ ya da ‘mongolizm’ gibi isimlerle de anılıyor. Sendroma yol açan unsur ise kromozom sayısının 1 fazla olması şeklinde açıklanabilir. Gebelikte anne ya da babadan bebeğe 1 fazla kromozom gelmesi ile gelişen bu genetik bozukluğa dair merak edilen tüm hususlara açıklık getireceğiz. Öncelikle nasıl tanı konduğuna değinelim.

Down Sendromu Nasıl Teşhis Edilir?

Bebeklere Down sendromu tanısı konabilmesi için doğumun gerçekleşmesini beklemek gerekmiyor. Bebek henüz anne karnındayken de çeşitli testler ile tanı konabiliyor. Bilindiği gibi hamilelikte uygulanan rutin testler tarama testleri ve tanı testleri şeklinde gruplandırılır. Anne adayının bu testleri aksatmadan, zamanında yaptırması durumunda teşhis de konulabiliyor. Ancak yine de söz konusu testlerin % 100 doğru ve kesin sonuç verdiğini söyleyemeyiz. Çoğu zaman testlere bağlı olarak varılan tahmini sonuçlar doğru çıkıyor.

Down Sendromu Belirtileri Nelerdir?

Bebeklerin özellikle yüz bölgesinde bazı Down sendromu karakteristik özelliklerin olduğunu söyleyebiliriz. Yüz hattının daha yuvarlak olması, vücuda göre yüzün daha küçük olması, gözlerde yukarıya doğru bir çekiklik olması bu karakteristik özelliklerdir. Yüzdeki burun bölgesi ise daha küçüktür ve burun kökü bölgesi de daha basık bir görünümdedir. Ense kalın bir yapıya sahip olmakla birlikte ensede bir deri bolluğunun olduğunu da söyleyebiliriz. Kulaklar da tıpkı burun gibi daha küçük bir yapıya sahiptir. Bir diğer belirti de simian çizgisi olarak adlandırılan bir görünümdür ve avuç içerisinde yer alır. Söz konusu sendroma bağlı olarak eller daha küçük ve parmaklar da daha esnek olur. El ve ayaklarda sandal açıklığı bulunur.

Tanı Yöntemleri Nelerdir?

down sendromu tanı yöntemleri

Bebeklerde Down sendromu tanısı konması için hamileliğin 9. haftası ile 14. haftası arasında koryonik villüs biyopsisi ve bununla birlikte 14. haftası ile 22. haftası arasında amniyosentez yapılması gerekiyor. Anne karnından iğne ile girilmesi, göbek bağından kan numunesi alınması gibi testler de uygulanabilir. Şayet bu test ile kromozom fazlalığı belirlenirse diğer test neticeleri de doğrulanmış oluyor ve tanı konabiliyor. Ayrıca anne karnından kromozom analizi yapılabiliyor ve cenine ait DNA tespiti gerçekleştirilebiliyor.

Down Sendromu Çeşitleri Var mıdır?

Bir genetik bozukluk olan Down sendromu 3 farklı türde olabilir.

  • Trizomi 21
  • Mozaik Down sendromu
  • Translokasyon

Yukarıda sıraladığımız bu 3 türün yanı sıra 21. kromozomun kendini kopyalamasıyla meydana gelen bir anomalinin de söz konusu olabileceğini söyleyebiliriz.

47 Kromozom Neden Oluşur?

İnsanlarda bulunan kromozom sayısı 46’dır ve yarısı anneden, yarısı da babadan gelir. Anneden yahut babadan 1 fazla kromozom gelmesi ise bu genetik bozukluğa yol açar. 47 kromozom ise hücre bölünmesi ile alakalıdır. Hücrelerdeki bölünme bozukluğu, bu sendromun % 88 oranında nedenidir diyebiliriz. Bununla birlikte mozayikizm ve translokasyondan da söz etmek gerekir. Çünkü söz konusu tablo mevcudiyetinde de 47 kromozom oluşabiliyor.

Down Sendromu Önlenebilir Mi?

down sendromu önlenebilir mi

Maalesef Down sendromu önlenebilen bir genetik bozukluk değildir. Bu noktada anne adaylarının bebeği doğurmama imkanlarının olduğunu belirtmek gerekiyor. Tanı konmasının ardından şayet anne ve baba adayı onaylarsa, bebeğin kürtajla alınması mümkün olabiliyor ve bu durum tamamen yasaldır.

İlginizi çekebilir –> Hamilelikte Sigara Kullanmak

Down Sendromlu Çocuğun Bakımı

Tahmin edilebileceği gibi bu bebeklerin özel bir bakıma gereksinimi olur. Doğumdan sonra bebeklerde kalp, kulak, göz ve tiroid kontrolleri yapılmalıdır. Mevcut sağlık sorunlarına kısa zamanda tanı konması gerekir. Aileler çocuklarının özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde eğitim almasını sağlamalıdır.

Göz atın –> Gebelikte Protein Eksikliği

Down Sendromu Risk Grubu

Elbette Down sendromu probleminin nasıl geliştiği biliniyor. Ancak nedenlerinin tam olarak bilindiğinden söz edemeyiz. Şimdiye dek yapılan çok sayıda çalışma oldu ve bu çalışmalar neticesinde bir risk grubu da belirlendi. Bu risk grubu şu şekildedir:

  • 35 yaş üstünde olan kadınların hamile kalması
  • Anne ya da baba adayının Down sendromlu kardeşinin olması
  • Daha önceki gebelikte bebeğe söz konusu sendrom tanısı konması

Bu hususlar dışında olan yani risk grubunda olmayan anne ve baba adaylarının bebeklerinde de sendromun gelişebileceğini söyleyebiliriz. Bu konuda sorularınızı yorum bölümüne yazabilirsiniz.

Bilgi sahibi olun –> Dörtlü Tarama Testi

hamilelikte mide bulantısı

Hamilelikte Mide Bulantısı Ne Zaman Başlar?

Hamilelikte mide bulantısı genellikle gebeliğin ilk dönemlerinde ortaya çıkıyor. Özellikle kokulara karşı hassasiyetin gebelikle birlikte artıyor olması, mide bulantısı ve kimi zaman kusma şikayetinin de ortaya çıkmasına sebebiyet veriyor. Ancak mide bulantısının hamilelik boyunca devam eden bir şikayet olmadığını da belirtmek gerekir. Bir süre sonrasında bulantı sorunu kendiliğinden ortadan kalkar. Bu konuda merak edilen tüm detayları ele alacağız. Öncesinde anne adaylarının en sık sorduğu sorulardan birinin yanıtını aktaralım.

Hamilelikte Mide Bulantısına Ne İyi Gelir?

Anne adaylarının yaşadığı hamilelikte mide bulantısı kimi zaman günlük hayatı da olumsuz etkileyebiliyor. Mide bulantısına ne iyi gelir sorusunun yanıtlarını şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Kısa yürüyüşler yapmak bulantıyı azaltabilir çünkü uzanma ve oturma pozisyonları mideye baskı yaparak bulantının artmasına sebebiyet verebiliyor
  • Su içmek mide bulantısının artmasını değil azalmasını sağlar
  • Bulantıyı bastıracağı düşüncesiyle aşırı çay ve kahve tüketimi doğru değildir
  • Bu dönemde az yağlı hatta yağsız yiyeceklerin tüketilmesine özen gösterilmelidir
  • Az miktarda tuzlu atıştırmalıklar tüketilebilir
  • Baharat mide bulantısını tetikler ve bu nedenle yemeklerin baharatsız hazırlanması önerilir
  • Eğer kusma şikayeti de olursa ağzın bol su ile çalkalanması gerekir

Hamilelikte Mide Bulantısı Ne Zaman Geçer?

hamilelikte mide bulantısı ne zaman geçer

Anne adayları hamilelikte mide bulantısı nedeniyle zorlandıklarından bu şikayetin bir an önce geçmesini istiyor. Her anne adayında bulantının başladığı ve bittiği dönem aynı olmaz. Genellikle gebeliğin ilk 3 ayı tamamlandığında artık mide bulantısı gibi şikayetler de ortadan kalkar. Çoğunlukla bu dönem gebeliğin 12 haftası boyunca devam etse de bazı anne adaylarında daha kısa süre ya da daha uzun süre de devam edebilir. Aşırı oranda kafein alan, baharat tüketen ya da yağlı yemekler yiyen anne adaylarında mide bulantısının daha uzun sürdüğünü ifade edebiliriz.

Hamileliğin İlk Aylarında Neden Mide Bulanır?

Gebelikte vücudun pek çok sisteminde büyük değişimler meydana geliyor. Bu değişimlere vücudun adapte olması ise zaman istiyor. Aslında mide bulantısı ve gebelikte yaşanan diğer problemler vücudun adapte olma çabası olarak da yorumlanabilir. Özellikle hormon dengesinde meydana gelen ani değişimler hamilelikte mide bulantısı ve kusmanın en belirgin sebebidir.

Gebelikte Mide Bulantısı Olmaması Normal Mi?

Bu konuda sıklıkla gündeme gelen sorulardan biri de hamilelikte mide bulantısı olmaması normal mi şeklindedir. Bu sorunun yanıtının merak edilmesinin nedeni ise çoğu zaman endişedir. Mide bulantısı yaşanmadığında gebelikle ilgili bir problem olduğu düşünülüyor. Hamilelikte tüm anne adaylarının aynı şikayetlerde bulunması beklenmez. Gebelik boyunca mide bulantısı ve kusma şikayeti hiç olmayabilir ve bu durum da gayet normaldir. Mide bulantısının olup olmadığı ile bebeğin sağlığı arasında hiçbir ilişki bulunmuyor. Bu konuda anne adaylarının endişe yaşamasına asla gerek yoktur.

Gebelikte Mide Bulantısı Nedenleri

gebelikte mide bulantısı nedenleri

Genel olarak hamilelikte mide bulantısı neden yaşanıyor, sebepler neler gibi soruların yanıtlarını hemen aktaralım.

  • Hormon

Hamilelikle birlikte vücudun hormon seviyelerinde de değişimler meydana gelir. Progesteron hormonu normal seviyenin üzerine çıkar ve vücudun da buna uyum sağlaması gerekir. Bu da mide bulantısına neden olabilir.

  • Hassasiyet

Mide bulantısı şikayetinin ne kadar yoğun yaşandığı, kadınların gebelik öncesinde bu sorunu yaşayıp yaşamadıklarıyla da ilgilidir. Hamile olmadığında pek mide bulantısı yaşamayan kadınlar gebelikte bunu az oranda yaşıyor ya da hiç yaşamıyor. Dolayısıyla bulantı noktasındaki hassasiyet de hamilelikte yaşanan bu şikayet üzerinde etkilidir.

  • Stres

Stres, kaygı ve endişe gibi olumsuz tuh halleri mide bulantısını tetikleyen faktörlerdir. Anne adaylarının kendini iyi ve huzurlu hissetmesi, bu şikayetlerin de azalmasını sağlar. Olumsuz duygular ya da bebeğin sağlığına dair endişeler ise anne adaylarının olumsuz etkilenmesine sebebiyet verebilir.

  • Çoğul Gebelik

Yapılan araştırmalar çoğul gebeliklerde anne adaylarının mide bulantısını daha yoğun ve daha sık yaşadıklarını ortaya koyuyor. Burada önemli olan husus çoğul gebeliğin tek başına mide bulantısı nedeni olmadığıdır. Sadece ikiz ya da üçüz bebek sahibi olacak anne adayları mide bulantısından daha fazla şikayet ederler çünkü bu sorunu daha yoğun yaşarlar.

Göz atın –> Gebelikte Protein Eksikliği

Hamilelikte Mide Bulantısı Cinsiyeti Belirler Mi?

Bebeğin cinsiyeti ile hamilelikte mide bulantısı arasında en ufak bir ilişkinin, bağlantının olmadığını açıkça ifade edebiliriz. Konuya dair sorularınızı yorum bölümüne yazabilirsiniz.

Bilgi sahibi olun –> Gebelikte Süt İçmek

iki hamilelik arasındaki süre ne kadar olmalı

İki Hamilelik Arasındaki Süre Ne Kadar Olmalıdır?

İki hamilelik arası ne kadar olmalı konusu gebelik planlayan tüm çiftler için önemlidir. Hamilelik dönemlerini iyi belirlemek, sadece anne adayının değil bebeğin sağlığı açısından da önem taşıyor. Gebelikler arasındaki zamanın ideal süreden daha kısa olması durumunda ne gibi risklerin doğduğundan söz edeceğiz. Ancak öncesinde aile planlaması konusuna farklı bir açıdan yaklaşmak gerekiyor.

Aile Planlaması Neden Önemlidir?

Toplumda aile planlaması dendiğinde akla sadece doğum kontrol yöntemleri geliyor. Oysa aile planlaması iki hamilelik arası ne kadar olmalı gibi son derece önemli konuları da kapsar. Çiftlerin sadece biyolojik açıdan değil, ekonomik açıdan ve psikolojik bakımdan da yeni bir gebeliğe, yeni bir bebeğe kendilerini hazır hissetmeleri önemlidir. Sonrasında gebelik planlaması yapılması durumunda olası pek çok problemi henüz ortaya çıkmadan önlemek mümkün olabiliyor. Özellikle kadınların ikinci ya da üçüncü gebelik için kendilerini her açıdan hazır hissetmeleri ve sonrasında bebek sahibi olmaları çok büyük bir önem taşıyor.

İki Hamilelik Arasındaki Sürenin Çok Yakın Olmasının Riskleri Nelerdir?

Yapılan araştırmalar, iki hamilelik arası ne kadar olmalı sorusunun yanıtının ne denli önemli olduğunu ortaya koyuyor. Şayet gebelikler arası süre 6 aydan daha kısa olursa oldukça önem taşıyan riskler yükseliyor. Bu risk faktörlerine bazı örnekler verelim.

  • Erken doğum
  • Düşük doğum ağırlığı
  • Bebekte bilişsel bozukluklar
  • Şizofreni
  • Annede anemi (kansızlık)
  • Plasentanın doğum öncesinde rahim iç duvarından kısmen ya da tamamen ayrılması

Elbette bu risk faktörleri ortaya çıkabilecek sorunlardan sadece birkaçıdır. Bebekte otizm olması riskinden de söz etmek gerekir. Gebelikler arası süre 12 ay ve daha kısa olduğunda da bebekte otizm olması riski yükseliyor. Annenin vücudu doğum sonrasında henüz toparlanmadan hamile kalınması durumunda besin depoları da tükenmiş oluyor. Bu durum bebeğin anne karnındaki gelişimini de sekteye uğratıyor ve ciddi sorunlar doğurabiliyor.  Ayrıca genital yol inflamasyonu gibi problemler de ortaya çıkabiliyor.

Doğumdan Sonra Hemen Hamile Kalmak Neden Erken Doğum İhtimalini Artırır?

erken doğum ihtimali

Doğum sonrası kısa zamanda yeniden gebelik oluşmasının erken doğum riskini neden artırdığı bilinemiyor. Ancak bazı ihtimaller üzerinde durulduğunu söyleyebiliriz. Bu ihtimallere de şu örnekleri verebiliriz:

  • Folik Asit ve Besinlerin Depolanması Süreci

Sağlıklı bir gebelikten söz edilebilmesi için anne adayının vitamin ve mineral ihtiyacının karşılanması önemlidir. Ancak doğum sonrasında zaten annenin besin depoları tükenmiş oluyor ve özellikle de folik asit takviyesine yeniden başlamadan gebelik meydana geliyor. Bu durum erken doğum, düşük, nöral tüp defekti ve düşük doğum ağırlığı risklerini çok ciddi oranlarda yükseltiyor.

  • Enfeksiyon Sonucu İyileşme Süreci

Kimi zaman gebeliklerde enfeksiyon sorunu yaşanabiliyor. Gebelikte yaşanan enfeksiyonların tamamen iyileşme süresi kimi zaman uzundur. Bu iyileşme meydana gelmeden gebelik oluşması durumunda da erken membran rüptürü dolayısıyla da erke doğum yaşanabiliyor.

  • Vajinadaki Mikrobiyomların Yenilenmesi Süreci

Doğum sonrasında vajinal mikrobiyomun yenilenmesi beklemek gerekiyor. Eğer beklenmezse erken doğum riski de bir hayli yükselir. Bu yenilenme süresinin ne kadar olduğu ise kişiden kişiye farklılık gösterebiliyor. Ancak genel olarak bir fikir vermesi bakımından söz konusu sürenin en az 1 yıl olduğunu belirtebiliriz.

İki Hamilelik Arasındaki Sürenin Çok Uzun Olmasının Riskleri Var Mıdır?

Bu arada iki hamilelik arası ne kadar olmalı konusunda bu sürenin uzun olmasına da değinmek gerekiyor. Zira gebelikler arası sürenin 5 yıldan daha fazla olması durumunda da çeşitli riskler ortaya çıkabiliyor. Hamilelikler arasında geçen sürenin uzun olması durumunda neden bazı risklerin yükseldiği ise henüz tam olarak bilinemiyor. Ancak araştırmalar kapsamında belirlenen risklerin son derece önemli olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz.

İlginizi çekebilir –> Yüksek Riskli Gebelik

İki Hamilelik Arası Ne Kadar Olmalıdır?

35 yaş altında olan kadınlar için iki hamilelik arası ne kadar olmalı sorusunun yanıtı 2 yıl ile 5 yıl arası şeklindedir. Fakat kadınlarda yaşın ilerlemesiyle beraber doğurganlıkla alakalı sorunlar da yaşanabiliyor. Bu nedenle 35 yaşında ya da daha büyük olan kadınlarda gebelikler arası sürenin 1 yıl olması tavsiye ediliyor. Bu süre zarfında gebelik oluşmasa tüp bebek tedavisi gibi yardımcı üreme yöntemlerinden faydalanılabilir. Ancak gebelik öncesinde mutlaka ideal sürede folik asit desteğine başlanması gerektiğini de unutmayın. Konuyla alakalı olan tüm sorularınızı yorum bölümüne yazabilirsiniz.

Bilgi sahibi olun –> Doğurganlık Dönemi Nedir

prenatal vitamin

Prenatal Vitaminler Nelerdir, Ne İşe Yarar?

Prenatal vitamin kullanımına hamilelik süresi boyunca dikkat etmek gerekiyor. Gebelikte hem anne adayının sağlığı hem de bebeklerin gelişiminin sorunsuz bir şekilde devam etmesi için vitamin ve mineral takviyelerine gereksinim doğabiliyor. Doğum öncesinde alınan vitamin takviyeleri preeklampsi riskini belirgin bir düzeyde azaltıyor. Hamilelikte kullanılması gereken vitaminlerin neler olduğuna ya da prenatal vitaminlerin yan etkilerinin olup olmadığına da değineceğiz. Ancak öncesinde bu doğum öncesi vitaminlerin yani prenatal vitaminlerin ne işe yaradığını ele alalım.

Prenatal Vitamin Ne İşe Yarar?

Gebelikte kullanılması önerilen prenatal vitamin anne adayının ve bebeğin ihtiyaç duyduğu vitaminleri karşılıyor. Gebelik planlayan kadınların hamilelik planlamasından 1 yıl öncesinde folik asit desteği almaya başlaması gerekiyor. B vitamini çeşitlerinden biri olan folik asitin güne 400 mcg dolaylarında alınması bebeklerin sağlıklı bir şekilde gelişimini sürdürmesi bakımından önemlidir. Prenatal vitaminlerde de folik asit bulunuyor.

Elbette doğum öncesi vitaminler, standart olarak hazırlanan multivitamin çeşitlerinden daha farklıdır. Bu vitaminlerde daha fazla demir bulunur ve aynı zamanda folik asit de içerir. Prenatal vitaminlerde bulunan demir, bebeklerin anne karnındaki gelişimini destekler. Aynı zamanda kansızlık sorunu yaşanması riskini de ciddi düzeyde azaltır. Folik asit de bebeğin beyninin yanı sıra omurgasının sağlığı açısından da son derece mühimdir. Zira nöral tüp defekti oluşması olasılığını düşürür.

Hamilelikte Hangi Vitaminler Kullanılmalı?

hamilelikte hangi vitaminler kullanılmalı

Elbette gebelik döneminde tüm vitamin ve minerallere vücudun ihtiyacı oluyor. Ancak bazılarına olan ihtiyaç daha önemlidir ve daha fazladır. İşte bu noktada devreye prenatal vitamin giriyor. Bu önemli ihtiyaçlar, doğum öncesi vitamin kullanımı ile karşılanabiliyor. Gebelikte kullanılması gereken vitaminlere şu örnekleri verebiliriz:

Folik Asit

Yeşil yapraklı sebzelerde, kuruyemiş çeşitlerinde, fasulyede ve turunçgillerde de az miktarda bulunan folik asit bebeklerin gelişim evresinde beyin ve omurga sağlığını korumak adına önemlidir. Bu nedenle gebelik öncesinde folik asit desteği almaya başlamak gerekir.

Demir

Bebeklerin gelişimi için oksijen ve kan ulaşması gerekiyor. Burada en önemli rolü de demir üstleniyor. Ayrıca demir, plasenta oluşumunda da önemli bir mineraldir. Hamilelikte kan hacmi artar ve bu noktada da demir kırmızı kan hücresi oluşumuna katkıda bulunur.

Kalsiyum

Kemik ve diş oluşumunda da önemli olan mineral kalsiyumdur. Anne adayının gebelikte kemik sağlığının korunması için de kalsiyum alımına önem verilmelidir.

İyot

İyot ise bebeklerin beyin ve tiroit gelişimine katkıda bulunur. Gebelikte her gün 150 mcg iyot alınmalıdır.

B6 Vitamini

Anne adaylarının her gün düzenli olarak 2 mg dolaylarında B6 vitamini alması gerekir.

Bilginiz olsun –> hamilelikte süt içmek

Prenatal Vitaminler Nasıl Kullanılır?

prenatal vitaminler nasıl kullanılır

Farklı markalar tarafından hazırlanan prenatal vitamin çeşitleri içecek şeklinde olabiliyor. Aynı zamanda çiğneme tableti ya da kapsül formunda hazırlananlar da mevcut. Bu konuda doktorunuza danışmanızı öneririz. Seçtiğiniz vitaminlerin bol su ile alınması da önemlidir. Aksi halde kabızlık problemi yaşanabilir. Şayet kullanımı sırasında mide ile alakalı sorunlar yaşarsanız doktorunuza danışarak daha farklı bir markanın prenatal vitaminlerini kullanabilirsiniz.

En İyi Prenatal Vitamin

Herhangi bir markanın vitamin ürününü ‘en iyi’ olarak değerlendirmek doğru olmaz. Elbette piyasada gayet kaliteli olan vitamin takviye çeşitleri mevcut… Önemli olan anne adayının kendi ihtiyaçlarına en uygun olan prenatal vitaminlere yönelmesidir. Bu noktada da doktorunuza danışabilirsiniz. Böylelikle kendinize uygun olan bir vitamin takviyesini kullanabilirsiniz.

Prenatal Vitaminlerin Yan Etkileri

Çoğu zaman prenatal vitamin çeşitleri anne adaylarında herhangi bir rahatsızlığa neden olmuyor. Sadece ender durumlarda mide bulantısı ve kusma şikayeti olabilir. Gün içerisinde vitamini alırken beraberinde bol miktarda su da içmek gerekir. Suyun az içilmesi durumunda ise kabızlık şikayeti olabiliyor. Yine ender olmak kaydıyla mide ağrısı, ishal, koyu renkli dışkı ve iştahta azalma şikayetleri olabilir. Bu durumda doktorunuza bilgi vermelisiniz.

Hamilelikte Alınması Gereken Besinler

Gebelik döneminde omega – 3 yağ asitleri ve kolin de alınmalıdır. Omega – 3 yağ asitleri DHA ve EPA olarak biliniyor. Erken doğum ve bebeğin düşük doğum ağırlığına sahip olması riskini azaltır. Kolin ise anne karnındaki bebeklerin beyin gelişiminin sağlıklı olması bakımından önem taşır. Bu konuda tüm sorularınızı hemen yorum bölümüne yazabilirsiniz.

Merak edenler için –> Yüksek riskli gebelik

Hamilelikte süt içmek faydalı mı

Hamilelikte Süt İçmek Faydalı Mı? Gerekir Mi?

Hamilelikte süt içmek konusunda anne adaylarının doğru bilgilere sahip olması büyük önem taşıyor. Gebelik döneminde süt içmek anne karnındaki bebeklere çok önemli faydalar sağlar. Sütte bulunan vitamin ve mineraller bebeklerin gelişiminin sağlıklı bir biçimde devam edebilmesi bakımından önemlidir. Bu konuda merak edilen hususları açıklayacağız. Sütün bebeklerin kilo almasına olan etkisini de ele alacağız. Öncesinde süt içmenin hamilelikte sağladığı faydaları daha yakından inceleyelim.

Hamilelikte Süt İçmek Gerekir mi?

Gebelik döneminde anne adaylarının kalsiyum ve proteine olan ihtiyaçları artıyor. Zira hamilelikte süt içmek işte bu noktada önemini daha net bir şekilde belli ediyor. Anne adaylarının günlük kalsiyum ihtiyacı 1000 mg dolaylarındadır. Süt ve süt ürünleri ise tam bir kalsiyum deposu olduğundan anne adaylarının günlük kalsiyum ihtiyacının karşılanmasına çok büyük bir katkıda bulunuyor. Gebelikte günlük protein ihtiyacı ise 75 mg dolaylarındadır ve sütte bulunan protein miktarı da oldukça yüksektir. Bu nedenle günlük düzenli süt tüketimi sayesinde protein ihtiyacının çok büyük bir bölümünün karşılanması da mümkün hale geliyor.

Bu arada gebelikte süt içmenin faydalarından biri de D vitamini desteğidir. D vitamini ile güçlendirilen süt çeşitleri ile annelerin günlük D vitamini ihtiyacının karşılanmasına da katkı sağlamak mümkün olabiliyor. Aynı zamanda günlük sıvı ihtiyacının giderilmesinde de süt tüketiminin önemli olduğunu belirtelim. Özellikle mide yanması gibi sorunlar yaşayanlar süte karıştırılan az miktarda bal ile bu problemden kurtulabilir. Sonuç olarak süt tüketimi pek çok açıdan anne adaylarına ve bebeklere fayda sağlar.

Hamilelikte Süt İçmek Bebeğe Kilo Aldırır mı?

Hamilelikte süt içmek bebeğe kilo aldırır mı

Bebeklerin anne karnında gelişimlerinin sorunsuz bir şekilde devam etmesi açısından hamilelikte süt içmek elbette mühimdir. Ancak sadece süt tüketimi ile bebeklerin kilo almasını sağlamak mümkün olmaz. Çünkü sütte olmayan vitamin ve minerallerin de alınması gerekiyor. Bunun sağlamak adına da anne adaylarının hem dengeli hem de sağlıklı bir beslenme programına sahip olması gerekiyor. Meyve ve sebze tüketimi, tam tahıl tüketimi ya da bakliyat tüketimi asla ihmal edilmemelidir. Bununla birlikte anne adaylarının günlük su tüketimine de önem vermesi gerekir. Çünkü bebekler sıvı ihtiyacını anneden karşılar. Anne adaylarının susuz kalması, bebeklerin de susuz kaldığı anlamına geliyor.

Hamilelikte Süt İçmek Gaz Yapar mı?

Süt ve süt ürünlerinin gaz yapması mümkündür. Gaz genellikle hava yutulması neticesinde oluşuyor. Aynı zamanda bazı gıdaların kalın bağırsak tarafından parçalanması da gaz problemine neden olabilir. Süt tüketimi laktoz intoleransı olan anne adaylarında daha fazla gaz sorunu oluşturabiliyor. Ciddi düzeyde gaz sorunu yaşayanlar süt yerine yoğurt ya da peynir gibi süt ürünlerine yönelebilir. Alternatif olarak doktora da danışmak kaydıyla dışarıdan kalsiyum takviyesi alınabilir.

Laktoz İntoleransı Nedir?

Anne adaylarında laktoz intoleransı sorunu oraya çıkabiliyor. Bu sorunun nedeni ise laktoz enziminin düşük olmasıdır. Laktoz enzimi sütte mevcut olan laktoz şekerinin sindirilmesini sağlar. Bu enzimin gerektiğinden daha düşük olması ise sindirimle alakalı bazı problemler yaşanmasına sebebiyet verir. Anne adaylarında laktoz intoleransı bulunduğunda karın ağrısı, gazi sancı ya da şişkinlik gibi şikayetler ortaya çıkabiliyor. Süt ve süt ürünlerinin tüketilmesi durumunda bu sorunları yaşıyorsanız doktorunuza bilgi verebilirsiniz.

Göz atın –> Gebelikte Şeker Yüklemesi

Hamilelikte Süt İçmek Zararlı mı?

Gebelikte süt içmek zararlı mı

Elbette hamilelikte süt içmek zararlı değildir. Ancak pastörize sütleri tercih etmek de çok büyük bir önem taşıyor. Pastörize edilmeyen sütlerde patojenler ya da zararlı bakteriler bulunabilir. Bu da anne adaylarında enfeksiyona yol açabilir. Dolayısıyla mutlaka ısıl işlemden geçirilmiş olan süt çeşitlerinin tercih edilmesine özen gösterilmelidir. Bozulmuş olan, son tüketim tarihi geçmiş olan süt ve süt ürünlerinden de kesinlikle uzak durulmalıdır.

İlginizi çekebilir –> Gebelikte Bitki Çayları

Hamilelikte Süt İçmek Kansızlık Yapar mı?

Her ne kadar hamilelikte süt içmek faydalı olsa da sütte bulunan kalsiyum, vücudun demir emilimini bir miktar da olsa azaltabiliyor. Bu durum kansızlık sorununa yol açabilir. Kansızlık endişesi nedeniyle süt ve süt ürünlerin uzak durulması ise önerilen bir beslenme şekli değildir. Öğünlerden 2 saat sonra süt tüketerek, kalsiyumun demir emilimini azaltmasını önleyebilirsiniz. Bu sayede gebelikte süt içmenin faydalarından istifade etmiş olacaksınız. Bu konuda tüm sorularınızı yorum bölümüne yazabilirsiniz.

Bilgi sahibi olun –> Gebelikte Protein Eksikliği

Yüksek Riskli Gebelik Nedir? Tanısı Nasıl Konur?

Gebeliklerde hem anne adayını hem de bebeği olumsuz yönde etkileyecek herhangi bir durumun mevcudiyeti durumunda yüksek riskli gebelikten söz edilir. Elbette gebeliğin yüksek riskli olması durumunda gebelik takibinin de çok daha sık ve titiz yapılması gerekiyor. Gebelik ilk başlarda normal olabilir ve sonrasında herhangi bir sorun nedeniyle riskli olarak değerlendirilebilir. Bu konuda merak edilen hususları aktaracağız ve öncesinde de nasıl tanı konduğunu açıklayacağız.

Yüksek Riskli Gebelik Tanısı Nasıl Konur?

Gebeliklerde yapılan muayeneler ve bazı testler neticesinde tanı konabilir. Yüksek riskli gebelik tanısı konması için mutlaka çok özel tetkiklerin yapılması gerekmiyor. İkili a da üçlü tarama testleri sonrasında bile tanı konması mümkündür. Bazı durumlarda doktorunuz tanı koyabilmek için çeşitli tetkikler yaptırmanızı da isteyebilir.

Riskli Hamilelik Neden Olur?

Riskli hamilelik neden olur

Genel olarak nedenler 3 farklı grupta ele alınır.

  • Annenin Yaşı

Bilindiği gibi gebeliklerde annenin yaşı önemli bir unsurdur. Anne adayının 17 yaş altı ya da 35 yaş üstü olması durumunda komplikasyonların görülme riski de yükselir. Düşük yapma riski daha fazla olur ve bebeklerde genetik bozuklukların görülme olasılığı da artar. Buna bağlı olarak yüksek riskli gebelik söz konusu olabilir.

  • Gebelik Öncesi Mevcut Olan Hastalıklar

Hamilelikten önce bazı hastalıkların mevcut olması da gebeliği yüksek riskli statüsüne sokabiliyor. Bu hastalıklara şu örnekleri verebiliriz:

  • Hipertansiyon
  • Akciğer, böbrek, kalp problemleri
  • Şeker hastalığı
  • Otoimmün hastalık
  • Cinsel yolla bulaşan hastalıklar
  • AIDS

Daha önce düşük yapılmış olması, ailede genetik bozukluk öyküsünün olması gibi durumlar da bu gruba dahildir.

  • Ekonomik Ve Sosyal Şartlar

Yüksek riskli gebelik nedenlerinden biri de anne adayının ekonomik ve sosyal koşullarıdır. Anne adayının beslenmesi, gebelikte son derece önemlidir. Beslenme sorunları gibi unsurlar nedeniyle de gebelikler riskli bir form kazanabiliyor.

Riskli Gebelik Takibi Nasıl Yapılır?

yüksek riskli gebelik takibi nasıl yapılır

Öncelikle gebelik takibinin normal gebeliklere göre daha sık yapılması gerektiğini belirtelim. Hangi nedenle gebeliğin yüksek riskli olduğuna bağlı olarak yapılması gereken takip de değişebiliyor. Kimi zaman anne adayının düzenli olarak bazı testler yaptırması da gerekebilir. Bu sayede anne adayının ya da bebeğin sağlık durumu da doğuma kadar titiz bir şekilde kontrolden geçirilmiş olur.

Riskli Gebelik Hangileri?

Pek çok farklı nedenle gebelikler riskli olarak değerlendirilebilir. Bunlara şu örnekleri verebiliriz:

  • Cinsel yolla bulaşan hastalıklar
  • Preeklampsi
  • Eklampsi
  • Gebelik diyabeti
  • Gebelikte idrar yolu enfeksiyonu
  • Ailede genetik bozukluk olması
  • Gebelikte apandisit, safra kesesi hastalığı geçirilmesi
  • Gebelikte bağırsak tıkanıklığı ya da yumurtalık kisti dönmesi gibi durumların oluşması
  • Fetal distosi
  • Gebelikte servikal yetmezlik olması
  • Gebelikte herpes simpleks, viral hepatit ya da kızamıkçık geçirilmesi
  • Suçiçeği, frengi, toksoplazmozis ya da sitomegalovirüs gibi hastalıkların gelişmesi
  • Coxsackievirus enfeksiyonu
  • Zika enfeksiyonu
  • Bazı ilaçların gebelikte kullanımı
  • Polihidramnios ve oligohidroamnios
  • Çoklu gebelik

Elbette bu örnekleri çoğaltabiliriz. Sadece doğuma çok kısa bir süre kaldığında meydana gelen bir rahatsızlık nedeniyle de gebelik yüksek riskli olarak değerlendirilebilir.

Riskli Gebelik Takibini Kimler Yapar?

Yüksek riskli gebeliklerin takibi perinatolog, kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından yapılabilir. Anne adayının ya da bebeğin durumuna bağlı olarak dahiliye uzmanı, endokrinoloji uzmanı, diyetisyen, çocuk cerrahı, yenidoğan uzmanı ya da genetik uzmanı da gebelik takibine eşlik edebilir. Gebeliğin neden yüksek riskli olarak değerlendirildiğine bağlı olarak gebelik takibinin yapılmasını sağlayan branşlar da değişkenlik gösterebiliyor.

İlginizi çekebilir –> Kan Uyuşmazlığı Nedir

Anne Yaşı Gebelikte Bir Risk Faktörü Müdür?

anne yaşı gebelikte risk farktörü müdür

Elbette gebeliklerde annenin yaşı son derece önemlidir. Genellikle annenin yaşının ileri olması durumunda gebeliğin riskli olduğundan söz edilir. Bu bilgi doğrudur. Ancak annenin yaşının küçük olması durumunda da gebeliğin yüksek riskli olabildiğini de unutmamak gerekiyor. 17 yaş ve altında hamile kalınması durumunda gebelik koplikasyonlarının gelişme riski oldukça yükseliyor.

Bu durum annenin yaşının 40 ve üstünde olması durumunda da geçerlidir. Elbette 17 – 40 yaş arası dışında hamile kalındığında mutlaka bebekte bir sağlık sorunu olacağından söz etmiyoruz. Ancak çeşitli risklerin gerçekleşme olasılığı daha yüksek olacağından gebelik takibinin de çok daha dikkatli ve çok daha sık yapılması gerektiğini unutmamak lazım… Yüksek riskli gebelik konusunda merak ettiğiniz soruları yorum bölümüne yazabilirsiniz.

Bilgi sahibi olun –> Hamilelikte İlaç Kullanımı

 

 

hamilelikte laboratuvar testleri

Hamilelikte Laboratuvar Testleri Nelerdir?

Sağlıklı bir gebelik döneminin geçirilmesi ve aynı zamanda hamilelikte olası sorunların erken dönemde tespit edilebilmesi …

erkek tipi kıllanma nedir

Erkek Tipi Kıllanma (Hirsutizm) Nedir?

Erkek tipi kıllanma kadınların vücudunun özellikle yüz, göğüs ve sırt bölgesinde koyu renkli kılların çıkması …

rahim kanseri nedir

Rahim Kanseri Nedir? Belirtileri ve Tedavisi

Rahim kanseri ya da bir diğer adıyla uterus kanseri maalesef kadılar arasında oldukça yaygındır. Bu kanser rahmin …